müttefik

berabersek beraber olduğumuzu bilmeliyiz.
beraber olabileceğimize dair birliktelik arzuları bize yakışmaz.

bireysel arzuların dışında hareket etmeliyiz.
ben ve sen olmak, biz olmak bize daha çok yakışır.

biliyorum, biliyorsun,
ben anlarsam, sen de anlarsın.

biz olmamışızdır yoksa hiç,
ben seni de dahil ederek kendimi kandırmışımdır.
bu halbuki hiç istemediğim şeydir.

Senlik benlik bize yakışmaz

işlediğimiz en büyük suçlardan biri inkar etmek olabilir,
hele ki bu suçu kendimize karşı işliyorsak bundan daha fena ne olabilir?

ama yine de böyle yapılmış olsa da bu durumda kendimi suçlayamam,
kişi ben olsa da ona had bildirmek doğru olmaz.

peki doğru nedir?
o doğru değil, senin doğrun, içindeki doğrular neler?

10358

bazı anlar vardır zarar göreceğin yüksektir,
yine de alçak olana bağlanırsın,
gerçekleşmeyeceğini sen de bilirsin,
ama yapın böyle davranmanı gerektirir

 

tek mevzu aza bağlanmak da değil,
başaramazsan az aralıklı kapı tamamen kapanacak,
oradaki umudu söndüreceksin
ve bir daha asla geri dönmeyeceksin

 

http://paulbielaczyc.com

sen bence beyazdan kork

Murphy kanunları pek çok insana göre geçerliliğini koruyan özdeyişlerden oluşuyor. Örneğin: Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa ters gidecektir, sözü yüksek doğruluğa sahip. Biz karamsar düşünenler veya içerisinde bir parça karamsarlık duygusu hakim olanlar bu sava katılacaktır. Pozitif düşünme ve pozitif yaşamın – insanın ruhunu okşayan, başarı ve mutluluk odaklı sözlerin- yanı sıra Murphy burada negatiflerin yanında olmuş ve yeni bir sistem geliştirmiş. Günlük yaşamda karşılaşılan durumlardan hareketle , olumsuz yaşam sürenlerin vasıtasıyla,  olumsuz düşünme sisteminin iskeletini çıkarmış ve baskın olasılıklarla alışılagelmemiş bir tarif kitabı hazırlamıştır.

 

  • Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir.
  • Bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır.
  • Bir şeyin olma olasılığı, istenme olasılığı ile ters orantılıdır.
  • Er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi vuku bulacaktır.
  • Ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.
  • Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi.
  • Ne kadar beklersen bekle istenmediği zaman gelecektir…
  • … (Kanun maddeleri bunlarla sınırlı değil.)

İnsanoğlu iyiyi, güzeli, zenginliği, başarıyı üstün görmekte ve her daim kendisine artı katan şeylerin peşinde koşmakta.
Beyaz bizim için vazgeçilmez, en berrak ve en temiz renk.
Karanlığın, kirin ve pisliğin arasından sıyrılmış tepe noktası.

 

yinelenmek yenilenmek

“Bir fabrikayı yıkmak ya da bir hükümete karşı ayaklanmak, nedenlerden çok sonuçlara saldırmaktır. Ve bu saldırı yalnızca sonuçlara olduğu sürece değişim mümkün değildir. Doğru sistem, gerçek sistem, bizim mevcut sistematik düşünce yapısının, rasyonalitenin kendisidir ve eğer bir fabrika yıkıldıysa ama onu üreten rasyonalite yerinde bırakıldıysa, bu rasyonalite daha sonra yeni bir fabrika üretecektir. Eğer bir devrim sistematik bir yönetimi yıktıysa fakat o yönetimi yaratan düşünce kalıplarını olduğu gibi bıraktıysa, o kalıplar daha sonraki yönetimlerde kendini tekrarlayacaktır.”

robert maynard pirsig

Robert Maynard Pirsig

dürbün

  1. Uçan böcekler kulak deliğimizi kovuk olarak görebilir.
  2. Yolda usulca yürüyebilir ve aniden savunmaya geçebilirsin.
  3. O anı terk edip yalnızca bedenine gelebilecek zararın önüne geçmeyi düşünebilirsin.
  4. Dışarıdan bakan birine göre “Ne yapıyor acaba?” dedirten cinsten, olağandışı hareketler…
  5. “Acaba girdi mi girmedi mi?”
  6. Girse vızıldardı, ses çıkarırdı.

Update // 4.7

İnsan çoğu zaman başkalarıyla konuşmak ister.

Kendini güncellemek, farklı kişilerin kimliğini oluşturmuş esintileri katmak ister bünyesine.

Böylelikle kimlik oluşturma işinin aynısını o da yapmış olur.

İnsan neden böyle bir şeye kalkışır?

Hayır, bu sorduğun soru mu şimdi? Sanane be kardeşim.

Yani demeye çalıştığım, bu soru öyle detaylar içeriyor ki, yazmaya kalksan sayfalar yetmez. Yetse bile yazmak istemezsin. Çünkü sen bugünlerde oldukça üşengeçsin.

Da

Noodle’ı hiç çubukla yemedim. Merak etmedim değil ama denemedim. Belki önümde noodle ve çubuk olsaydı giderirdim merakımı. O şekilde yesem ne hissederdim ki? Zorlanırdım ilk başta, birinci sınıfta kalem tutarken harfleri eğri büğrü yazmak gibi bir beceriksizlik belirirdi. Ama ben artık birinci sınıfa giden bir çocuk değilim ki! Çabucak öğrenebilirim noodle yemeyi. Ama niye öğreneyim ki, ne olacak öğrenince? Onun yerine çatal kullansam yine karnım doymaz mı?

Mesela, ona desem ki “Bugün farklı bir şey deneyeceğiz ve farklı bir şekilde doyacağız.” Meraklandırsam, hemen ardından, uzatmadan iki kase ve dört çubuğu koysam sofraya. Tabii birer kaseyle  de doymayız bence. En azından ben doymam. Ama o doymuş gibi yapabilir. Genelde öyle yapıyorlar. Her neyse, kendi bileceği iş.

Yarım kaldı. Herşeyim yarım kalıyor. Bu yazı da. tiger-man